
Bilim Haberleri - M Faktörü, kadın düşmanlığı, şiddet eğilimi, erkek üstünlüğü düşüncesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı direnç gibi farklı görünen davranışların aslında ortak bir psikolojik zeminden beslendiğini ortaya koyan yeni bir bilimsel kavram olarak gündeme geldi. İsviçre’de gerçekleştirilen kapsamlı araştırma, özellikle genç erkekler arasında bu düşünce yapısının beklenenden çok daha yaygın olduğunu gösterirken, internet ortamında yayılan radikal içeriklerin de bu süreci hızlandırabileceğine işaret ediyor.
Son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde kadınlara yönelik şiddet, çevrimiçi nefret hareketleri, “incel” toplulukları ve aşırı erkeklik söylemleri üzerine çok sayıda araştırma yapıldı. Ancak bu çalışmaların büyük bölümü belirtileri inceliyor, davranışların arkasındaki ortak nedeni ortaya koyamıyordu. İsviçreli araştırmacılar ise bu kez soruna farklı bir açıdan yaklaştı ve tüm bu eğilimlerin aynı zihinsel çerçeveden kaynaklanabileceğini ileri sürdü. Elde edilen sonuçlar yalnızca akademik çevrelerde değil, eğitim uzmanları ve sosyal politika yapıcıları arasında da geniş yankı uyandırdı.
M Faktörü Tam Olarak Ne Anlama Geliyor?
Araştırma, University of Zurich liderliğinde ve İsviçre’deki erkek ve baba örgütlerini temsil eden mencare iş birliğiyle gerçekleştirildi. Çalışmanın başındaki isimlerden olan Denis Ribeaud, M Faktörü’nü “gerçek erkekliğin tehdit altında olduğu” düşüncesi etrafında şekillenen bir tutumlar bütünü olarak tanımlıyor.
Araştırmacılara göre bu zihniyet yalnızca kadınlara yönelik olumsuz tutumlarla sınırlı değil. Erkek üstünlüğüne inanma, cinsel azınlıklara karşı düşmanlık, eşitlik politikalarına tepki gösterme ve şiddeti meşru görme eğilimleri de aynı düşünce kalıbının parçaları olarak değerlendiriliyor. Çalışmanın en dikkat çekici yönlerinden biri ise bu davranışların birbirinden bağımsız değil, güçlü biçimde bağlantılı olduğunun ortaya konulması oldu.
Araştırmacılar bu nedenle M Faktörü’nü tek bir davranış biçimi değil, farklı düşünceleri ve tutumları bir araya getiren psikolojik bir sendrom olarak tanımlıyor.
6 Binden Fazla Kişi İncelendi
Araştırma kapsamında İsviçre genelinde 18 ile 64 yaş arasında bulunan 6 binden fazla kişiyle görüşüldü. Katılımcılara erkeklik algısı, toplumsal cinsiyet rolleri, aile yapısı, ilişkiler, cinsellik ve şiddet deneyimleriyle ilgili çok sayıda soru yöneltildi. Bu yönüyle çalışma, İsviçre’de erkeklik anlayışını geniş kapsamda inceleyen ilk araştırmalardan biri olarak öne çıkıyor.
Ortaya çıkan tablo oldukça dikkat çekici. Araştırmaya katılan erkeklerin yaklaşık yüzde 20’si yüksek M Faktörü puanına sahipken, kadınlarda bu oran yüzde 7 seviyesinde kaldı. En çarpıcı sonuç ise genç yaş grubunda görüldü. Araştırmaya göre 18-24 yaş aralığındaki erkeklerin yaklaşık yüzde 31’i yüksek M Faktörü grubunda yer alıyor. Başka bir ifadeyle her üç genç erkekten biri, araştırmacıların riskli olarak tanımladığı düşünce yapısına yakın görüşler taşıyor.
Neden Özellikle Genç Erkekler Daha Fazla Etkileniyor?
Araştırmanın cevap aradığı en önemli sorulardan biri de buydu. Veriler, genç erkeklerin önemli bir bölümünün erkek kimliğinin toplumda geri plana itildiğine inandığını gösteriyor. Katılımcıların yaklaşık yarısı, “gerçek erkeklerin giderek toplumun dışına itildiği” yönünde kaygı taşıdığını ifade etti.
Uzmanlara göre bu durum yalnızca kültürel değişimlerle açıklanamıyor. Ekonomik belirsizlik, gelecek kaygısı, iş güvencesizliği ve sosyal dışlanmışlık hissi de sürecin önemli parçaları arasında yer alıyor. Eğitim seviyesi yükseldikçe ve kariyer fırsatları arttıkça M Faktörü skorlarının belirgin biçimde düştüğü görüldü. Düşük gelir ve düşük eğitim seviyesine sahip bireylerde ise risk önemli ölçüde yükseliyor.
Araştırmacılar, bazı genç erkeklerin değişen toplumsal düzende kendilerine yeni bir rol bulmakta zorlandığını düşünüyor. Bu noktada katı erkeklik kalıpları, bazı bireyler için kimlik ve aidiyet kaynağı haline gelebiliyor.
Şiddetle Olan Bağ Dikkat Çekiyor
Araştırmanın en önemli bulgularından biri de aile içi şiddet ve partner şiddetiyle ilgili oldu.
Yüksek M Faktörü puanına sahip bireylerin yalnızca şiddet uygulama ihtimalinin değil, aynı zamanda şiddete maruz kalma ihtimalinin de daha yüksek olduğu tespit edildi. Araştırmacılar bunu bir çelişki olarak görmüyor. Çünkü kontrolcü davranışları, baskıcı ilişki modellerini ve güç odaklı ilişki anlayışını normal kabul eden bireylerin, bu döngünün farklı aşamalarında yer alma ihtimali artıyor.
Buna ek olarak yüksek M Faktörü skoruna sahip kişilerin geleneksel aile rollerini destekleme eğiliminde olduğu görüldü. Erkeklerin tek geçim sağlayıcı, kadınların ise bakım ve ev işleriyle ilgilenen taraf olması gerektiğini düşünen katılımcıların önemli bölümü aynı zamanda yüksek M Faktörü grubunda yer aldı.
İnternet Ve Sosyal Medya Etkisi Giderek Güçleniyor
Araştırmanın devam eden bölümlerinde dijital medya kullanımının da ayrıca inceleneceği belirtildi. Ancak mevcut veriler bile çevrimiçi dünyadaki bazı eğilimlerle M Faktörü arasında ilişki olabileceğine işaret ediyor. Yüksek M Faktörü puanına sahip bireylerin kendilerini “incel” olarak tanımlama oranlarının daha yüksek olduğu, ağır pornografik içerik tüketiminin ve ücretli cinsel hizmet kullanımının da bu grupta daha yaygın olduğu görüldü.
Son yıllarda özellikle sosyal medya platformlarında büyüyen “manosphere” adı verilen ağlar da uzmanların dikkatini çekiyor. Bu topluluklar genellikle erkek mağduriyeti söylemi üzerinden ilerliyor ve zaman zaman kadın karşıtı içeriklerin yayılmasına zemin hazırlayabiliyor. Araştırmacılar, genç bireylerin bu tür içeriklerle erken yaşlarda karşılaşmasının uzun vadeli etkiler yaratabileceğini düşünüyor.
Uzmanlar Çözüm İçin Eğitimi İşaret Ediyor
Araştırmacılar, sorunun yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını vurguluyor. Eğitim sisteminin, aile yapısının ve sosyal politikaların da önemli rol oynadığı belirtiliyor.
Çalışmanın yazarlarından Markus Theunert’e göre çocuklara ve gençlere tek bir erkeklik modeli dayatılmamalı. Erkekliğin farklı biçimlerde yaşanabileceğinin anlatılması, hem toplumsal eşitlik hem de şiddetin önlenmesi açısından kritik önem taşıyor. Özellikle okul çağındaki çocukların sağlıklı ilişki modelleri, empati ve eşitlik kavramlarıyla erken yaşta tanışması gerektiği ifade ediliyor.
Araştırma, erkeklik tartışmalarını yalnızca ideolojik bir eksende değil, aynı zamanda eğitim, ekonomi, ruh sağlığı ve dijital kültür boyutlarıyla birlikte değerlendirmek gerektiğini ortaya koyuyor.
Bilim insanlarının ortaya koyduğu M Faktörü kavramı, önümüzdeki yıllarda toplumsal şiddet, çevrimiçi radikalleşme ve cinsiyet ilişkileri üzerine yapılacak çalışmaların merkezinde yer alabilir. Özellikle genç erkekler arasında gözlenen yükseliş, yalnızca İsviçre için değil, benzer sosyal dönüşümler yaşayan birçok ülke için dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme olarak görülüyor.
Toplumsal değişimin hızlandığı bir dönemde sizce genç erkekler üzerindeki dijital etkiler yeterince ciddiye alınıyor mu? Eğitim sistemlerinin bu tür radikalleşme risklerine karşı daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyor musunuz? Görüşlerinizi yorumlar bölümünde paylaşabilirsiniz. Bilim Haberleri - Teknoloji Medya - Telegram

Araştırmanın en dikkat çekici tarafı, sorunun sadece bireysel davranışlarla açıklanamayacağını göstermesi oldu. Özellikle gençlerin internet ortamında karşılaştığı içeriklerin etkisi uzun zamandır konuşuluyordu. Bu tür çalışmaların nedenleri daha net ortaya koyması, çözüm üretmek açısından önemli görünüyor.
Dijital platformların gençler üzerindeki etkisi her geçen yıl daha fazla tartışılıyor. Araştırmada eğitim ve sosyal koşulların da öne çıkması dikkat çekici. Tek bir nedene odaklanmak yerine bütün tabloya bakılması daha sağlıklı sonuçlar verebilir.
Çalışmanın geniş katılımcı grubuyla yapılmış olması önemli bir avantaj gibi görünüyor. Özellikle genç yaş grubundaki yüksek oranlar düşündürücü. Eğitim ve aile desteğinin bu noktada ne kadar kritik olduğu bir kez daha ortaya çıkmış durumda.